Negatif bir mucize: Umutsuzluğun Doruklarında üzerine bir deneme

Pazar, 09 Tem 2017 yorum yok

“Her burukluk bir kini saklar ve bir sistemle tercüme olunur: Kötümserlik – beklentilerini boşa çıkarmasından ötürü hayatı affedemeyen mağlupların o zalimliği.” – [1]

Hemen hemen tüm eserlerinde, doğmuş olmamanın imkânsızlığından dem vuran Cioran, zaman içerisinde sırayla; yaşadığı ülkeyi, yazı dilini ve üslubunu değiştirirken; her ne kadar aynı anda hem kökleşmiş hem de köksüzleşmiş olmak için yanıp tutuşsa da kitaplarının içeriği genel olarak hep aynı kalmıştır.

Henüz yirmi üç yaşındayken yazdığı “Felsefeye Veda” niteliğindeki Umutsuzluğun Doruklarında (Pe culmile disperării) isimli ilk kitabından sonra, kitap yayımlamasının artık bir hata olduğunu, bizzat kendi de kabul etmiştir. [2] Cioran, Umutsuzluğun Doruklarında’yı kaleme alırken, bu kitabı, bir tür vasiyetname olarak görüyormuş; çünkü yirmili yaşlarındayken, zihni gece – gündüz intihar etme düşüncesiyle meşgulmüş ve bu yüzden, intihar etmeden önce, ardında vasiyet niteliğinde bir eser bırakmayı planlıyormuş.

devamını oku…

ASUS R561V notebook hakkındaki izlenimlerim

Çarşamba, 28 Haz 2017 yorum yok

R561V’i, üst düzey notebooklar ile orta seviye notebooklar arasında konumlandırmak daha doğru olur. Gaming notebookların kaba yapısını istemeyen; fakat bir gaming notebook performansı bekleyenler için biçilmiş kaftan bir ürün. Republic Of Gamers serisi ürünlere göre, görece daha taşınabilir ve görece daha ince, zarif olması nedeniyle bu model tercih edilebilir.

devamını oku…

Lviv ve Kiev gezisi fotoğraflarım

Pazartesi, 08 May 2017 yorum yok

Lviv Streets XV

Geçtiğimiz aylarda, Ukrayna’nın Lviv ve Kiev kentlerini gezme fırsatı buldum. İlk durağım Lviv’di. Lviv butik, şirin bir şehirdi, orayı biraz dolaştıktan sonra trenle başkent Kiev’e geçtim. Cebe uygunluk ve otantik olması açısında Lviv daha güzel bir şehirdi diyebilirim. Ankara ve İstanbul seferleriyle, bir hafta sonunu geçirmek için gidilebilir. Bu şehirlerde çektiğim birkaç fotoğrafı blogumda paylaşıyorum.

devamını oku…

Çürüyen bir evrende geviş getirmek: Cioran ve Çürümenin Kitabı

Pazartesi, 17 Nis 2017 yorum yok

“Gece aynı zamanda bir güneştir.” – Zerdüşt [1]

Bu yazıda, ilk olarak Emil Michel Cioran’nın Çürümenin Kitabı’nı ve ardından Friedrich Nietzsche’nin Herkes ve Hiç kimse için yazdığı Böyle Buyurdu Zerdüşt’ünü, düşünürlerin yaşam öykülerini de işin içine katarak biraz didikleyeceğim. Şunu da belirtmeliyim: bu inceleme yazısını daha çok Çürümenin Kitabı üzerinde yoğunlaştırdım. Yazıdan maksimum verim alabilmeniz için, her iki kitabı da okumanızı tavsiye ederim.

Çürümenin kitabı, esaslı ve yoğun bir tecrübe vaat eden, uykusuz gecelerin ve hastalığın(insomnia) hakikatlerinden doğmuş olan sağlam bir düşünsel eserdir. Cioran’ın gençlik dönemi yapıtlarındaki lirik üslubu, Fransızca’da kaleme aldığı bu ilk eserde yer yer klasisizme varmıştır: “bütün mutlaklarını salgı bezlerinin sefilliğinden almış olan duygular” olabildiğince yerden yere vurulmuş, buna karşılık gecenin ve tan vaktinin en koyu düşünceleri ise daha yoğun bir şekilde yazıya dökülmüştür.

devamını oku…

Y Tu Mamá También (2001) filmi hakkındaki düşüncelerim

Salı, 14 Mar 2017 yorum yok

“Yok olurken… dünya da yok olurken, ölüm, tesadüfi olarak bir adım mesafede/ ötede/ beride dururken, bu ölümün peşinden/ önünden, facianın yanı sıra, hep beraber giderken… ortak hiçbir şeyleri olmayanların ortaklığında, ölümü -hayatı- anlamlandıracak bir duygudaşlık -karşılıklılık, tereddüt ve öfke-, kolektif bir hayatın imkânları doğabilir: Negatif ütopyalar, önce boşluğu görenlerin, boşluğu öne koyanların komününde yeşerir.” [1]

– Sessizliğin Anarşisi, Işık Ergüden

Y Tu Mamá También’i, birkaç ay önce, Zizek’in favori Criterion Collection filmleri listesinde gördüğümde izleme listeme almıştım. İzleyebilmek bu geceye nasipmiş. Filmdeki, klasik, abazan ergen hezeyanlarını bir kenara bırakırsak eğer; bence asıl olarak, bir kadının trajedisini, yan hikayelerle harmanlayarak anlatıyor, bu film.
devamını oku…

Dr. Strangelove (1964) filmi üzerine düşüncelerim

Salı, 28 Şub 2017 yorum yok

Dün öğle vakti, Stanley Kubrick’in, 2001: A Space Odyssey’den hemen önce çektiği Dr. Strangelove’ı izlerken hayatın ne kadar da pamuk ipliğine bağlı bir şey olduğunu, pek aşina olmadığım farklı bir perspektiften: siyasetçiler, rütbeliler, askerler ve savaşlar üzerinden görme olanağını buldum.

Kuşkusuz, savaşmayı seviyoruz. Ufak çaplı kişisel çatışmalar, hayatın tuzu biberi. Fakat büyük savaşlar sırasında, aslında büyük bir dünya savaşı aramamıza gerek yok; örneğin, basit bir kavga da bile, içimizdeki caniyane eğilimleri, bön yanımızı daha net anlayabiliyoruz. Peki ilerleme fikri, içimizdeki bu caniyane eğilimi söküp atabildi mi? Yoksa, sadece geçmişe göre, daha “incelikli” ve sistemli toplu kıyımlar yapabilmemize olanak mı sağladı?

devamını oku…

Basit Java Kodları

Salı, 31 Oca 2017 yorum yok

Algoritma derslerine çalışırken bir kenara not aldığım birkaç temel Java kodunu burada paylaşıyorum.

Java’ya henüz başlangıç aşamasındaysanız eğer faydalı olabileceğini düşünüyorum.

devamını oku…

Categories: Programlama Tags: , ,

Flütle yapılmış iki güzel müzik

Cuma, 23 Ara 2016 yorum yok

flut

Blok flüt, işinin ehli olanlardan saatlerce dinlenebilirken; bilmeyenin elinde -mesela ben- işkence aletine dönüşebilen bir enstrüman. Doğrusu, her enstrüman böyle. Ancak ilkokullu veletler sağ olsun, flüt zulmüne daha fazla maruz kaldığımız için böyle bir giriş yaptım sanırım.

devamını oku…

Kırk yaşından fazla yaşamak ve Dostoyevski

Cumartesi, 19 Kas 2016 yorum yok
dostoevskij_1863
Kuşkusuz, Fyodor Dostoyevski’nin yaşamında, henüz yirmi sekiz yaşındayken, idam cezasına çarptırılmış olmasının derin bir etkisi vardır. Bu cezadan, son anda paçayı kurtarmıştır. Ve ömrünün geri kalanında; hem psikoloji, hem de edebiyat dünyasını sarsan romanlarını yazmaya devam etmiştir. İdam cezasıyla yargılanması ve Sibirya’da sürgünde geçirdiği dört sene eserlerine doğrudan yansımıştır. Dostoyevski, Yeraltından Notlar’da (Zapiski iz podpolya) kırk yaşından fazla yaşayanları birer namussuz olarak nitelerken; sıra kendine geldiğindeyse, açık sözlülükle, en az yetmişini görmeyi arzuladığını itiraf ediyordu. Ancak kaderin bir cilvesi olsa gerek, kendisi sadece 59 yaşına kadar yaşayabildi.

devamını oku…

Il conformista (1970) filmi hakkındaki düşüncelerim

Pazartesi, 31 Eki 2016 yorum yok

conformist-1-marcello-clerici

Ortalama bir insan olduğunuz için hiçbir şey anlamadınız. Ortalama bir insan; bir canavardır, tehlikeli bir suçludur, bir konformisttir, ırkçı, köle taciri ve politikaya ilgisiz bir kişidir.”  [1]

Pier Paolo Pasolini

Bertolucci’nin Novecento filminde, tam olarak umduğum tadı bulamamıştım, ancak yönetmenin daha genç bir yaşta yönettiği Il conformista‘dan büyük bir lezzet aldım. Gerçi hakkını teslim etmek lazım, Novecento’da esasen kötü bir film sayılmaz.

Tipik bir orta yolcu olan, burjuvazinin bağrından kopup gelen kahramanımız (daha doğrusu anti kahramanımız) Marcello Clerici(Jean-Louis Trintignant), toplumun dönen çarklarında ezilmemek adına her şeyi yapmaya hazır, faşist bir gizli polistir. Hayatı boyunca güdülerini bastırmak için debelenen, “normal” olmayan yanlarını törpülemekle uğraşan bir toplum kurbanıdır. Çünkü içinde bulunduğu düzen baskıcıdır, çünkü düzen acımasızdır, ve bu düzende farklılıklara kesinlikle yer yoktur.

devamını oku…